Yapmayı en sevdiğim aktivitelerden biri bulutlara bakıp şekillerinden çıkarımlar yapmaktır. Bulutları, kocaman tahta bir gemiyi sürmeye çalışan kediden tutun, kendi suratıma kadar benzettiğim zamanlar bile oldu. İşin en ilginç tarafı çevremde, gördüğüm şekillerden benimle aynı çıkarımları yapan insanların da olmasıydı. Bu durumu hep çok ilginç bulmuşumdur. Bir yere kadar aslında bana yollanan bir işaret olmasını dilesem de bu durumun psikolojide bir karşılığı varmış: pareidolia. Eminim hepimizin başına bu yanılsamalardan gelmiştir ve şunu merak etmişizdir: Bu yatkınlığımızın sebebi ne?
Bir çeşit illüzyon olarakta bilinen pareidolia şekil ve benzer objelerin rastgele uyaranlardan çıkarılması olarak tanımlanır. Etimiyolojik olarak Yunanca yanında anlamına gelen “para” ve görüntü anlamına gelen “eidolion” kelimelerinin birleşimiyle oluşmuştur. Bu illüzyonları genelde görsel olarak algılasakta işitsel olarakta bu tür yanılsamaları yaşayabiliyoruz.
Pareidolia’nın yaşanmasını temel sebebi beyinin ilk kez gördüğü nesnelerin bir ilişki bulunmamasına rağmen önceden öğrendiği şeylere benzeterek yorumlamasıdır. Genelde pareidolia üstünde durulurken en çok bahsedilen kısmı yüz pareidolasıdır.
Beyinin çok büyük bir kısmı yüz tanıma amaçlı gelişmiştir. Yüzlerin insan hayatındaki sosyal öneminden ve insanların yüzleri işleyebilme kapasitesinden dolayı parediolia türleri içinde en çok karşılaştığımızdır. Bu sebepten beyinin önemli bir bölümü yüz tanımaya ayrılmıştır. Buna rağmen yüz olmayan nesnelerde yüzler görürüz.
Son zamanlarda yapılan çalışmalarda pareidolia’nın insan dışındaki başka primatlarda da olduğu keşfedilmiştir. Yani bu yanılsamalı yüz algılamasının sadece insanlara ait olan bir durum olmadığı anlamına geliyor. Şu an günümüzde pareidolia’yı bizim için tatlı yanılsamalar ve hayatın küçük detayları olarak görsekte zamanında atalarımız için önemli bir hayatta kalma stratejisi olarak kullanıldığı tartışma konusu olarak duruyor. Eski ilkel insanların sahip olduğu “tehdit algısına aşırı duyarlılık durumu” özellikle bu yanılsamaları tetikliyor. Karşılaştıkları bir şekli yırtıcı bir hayvana benzetmeleri onların hayatta kalma şansını aşırı arttıran bir durum oluyordu. Çünkü gerçekten benzettikleri şeyin yırtıcı bir hayvan olma ihtimali avlanmalarıyla sonuçlanabilirdi.
Günümüzde katkıları olaraksa en büyük örnek Roschach testini örnek verebilirim. Mürekkep şekillerinden çıkarımların sorgulandığı bu testte amaç bireylerin düşünce süreçlerini, duygusal durumlarını ve kişilik yapılarının anlaşılması amacıyla oluşmuştur. Testin oluşmasının altında yatan sebepse şekilleri benzetme yatkınlığımızdan dolayı pareidoliadır.
Cinsiyet, yaratıcılık, dini inanç vb. gibi faktörler yanılsamaların sıklığını ve görülüş şekline etki edebiliyor. Özellikle kişinin inancıyla bu yanılsamalar birleştiğinde genelde yatkınlığı onun üstünden yorumlamak oluyor. Yurtdışında Meryem Ana’ya benzetilen tost ekmeği gibi örnekler çok konuşuluyor. Bizim ülkemizde konuşulan pareidolia örnekleri olarak Gömeç’teki Mustafa Kemal Atatürk’ün silüetine benzetilen kayalıklardan bahsedebiliriz. Bir diğer örnek olaraksa benim de benzetmekten alıkoyamadığım, internet camiasında bir zamanlar çok konuşulan Serdar Ortaç’a benzetilen araba gibi çeşitli örnek var.
Sonuç olarak pareidola günlük hayatımızda şu an hayati bir yatkınlığımız olmasa da çeşitli testler de ve uygulamalar geliştirmemize yardımcı oluyor. Gördüğümüz şekillerin psikolojik bir nedeni olduğunu öğrenmek bazılarımız için hayal kırıklığı olduysa benim tavsiyem hala çıkarımlarına değer vermeleri. Ben sanırım hala bulutlarda gördüğüm gemi sürmeye çalışan kedi hakkında düşünmeye devam edeceğim.