Blog'a Dön

Evinizden Uzaktaki Evi Nasıl Bulursunuz?


 Eskiden şehirlerde kimseye ait olmayan ama herkesi heyecan ve sıcaklıkla karşılayan yerler olurdu: Hem samimi hem de sonsuz hissettiren üçüncü medyalar. 

Peki, neydi bu “üçüncü medyalar”?

 Arkadaşlarımızla buluştuğumuz kafeler, ders çalıştığımız kütüphaneler, tiyatrolar, lokantalar… Bu mekanların ortak bir özelliği vardı: Yaş ya da sosyal statü fark etmeksizin herkesin buluşabileceği, iletişim kurabileceği yerler olması.

Günümüzde bu mekanlar hala var olsa da insanların buluşmayı tercih ettiği başka alanlar da ortaya çıktı. Artık çalışmak, konuşmak, dinlenmek için hepimiz ekranlarımıza döner olduk; bunların hepsini de evimizde yapmayı tercih ediyoruz. Oysa insanlar, üçüncü medyalara ihtiyaç duyan varlıklardır. 


“Üçüncü Medyalar” Nedir?

 Üçüncü medyalar, ya da bir diğer adıyla “Evinizden Uzaktaki Ev”, ilk kez sosyolog Ray Oldenburg tarafından *The Great Good Place* (1989) adlı kitabında bahsedilmiştir. Oldenburg’e göre insanların hayatında üç medya vardır:

1. Medya: Evlerimiz. Özel, samimi, aile merkezli. 

2. Medya: İşyerimiz. Resmi ve çoğu zaman hiyerarşik bir yapıya sahip.

3. Medya: Nötr ve sosyal eşitlik sağlayan alanlardır. Üretkenlik baskısı veya evin verdiği rahatlık hissi haricinde insanlarda ait olma anlayışı oluşturan, toplanılan, sosyalleşilen yerlerdir.

Oldenburg, bu alanları “harika iyi mekanlar” olarak tanımlar; çünkü bunlar sadece fiziksel mekanlar değil, insanlar için sosyal, kültürel ve psikolojik açıdan hayati bir rol oynayan, toplumsal hayatı besleyen alanlardır. 

 Üçüncü medyalar, sohbetin başrol olduğu; ortak ilgi alanları paylaşılan, şehrin kalbinin attığı mekanlardır. 2000’lerin başından beri azalmaya başlayan bu mekanlar, COVID-19 döneminde neredeyse tamamen unutulmuştu.

  Artık evden çalışıyor, evden okuyor, dışarıda yiyebileceğimiz bir yemeği eve söylüyoruz. İkinci ve üçüncü medyaların, birinci medyamıza sıkıştırıldığı bir hayat yaşıyoruz. Ve bu sıkışıklık, sosyal dokumuzu yavaşça zayıflatıyor.


Üçüncü Medyalar Neden Önemli?

  Üçüncü medyalar, insan etkileşimini canlı tutarak bizi dijital çağın tekdüzeliğinden korur. Bizi yeniden bir araya getirir; birbirimizi duymayı, anlamayı ve desteklemeyi hatırlatır. Ev ve iş dışında var olabileceğimiz alanlar yaratarak hem topluluk ruhunu hem de bireysel iyiliği besler.


 Kaliteli yaşam ile üçüncü medyaların arasındaki ilişkiye dair araştırmalar gereğinden az olsa da hepimiz, cebimizde taşıdığımız telefonların bu ortamları nasıl yok ettiğini görebiliyoruz. 

Oysa bu mekanlar bize nefes alma şansını verir, okul veya iş dışında insanlarla tanışmamızı sağlar.  

Ne var ki, her şeyin hızlıca tüketildiği bu günlerde kafe ve restoranlar, sipariş hızı üzerine yoğunlaştığından beri oturma alanlarını küçülmüş, dolayısıyla da bu medyaların azalmasına sebep olmuştur. Bu yüzden üçüncü medyalar, birer “kaybolan lüks”e dönüştü.


 İnsan, aynı yerde çalışmaya, dinlenmeye ve uyumaya alışık değildir. Fakat zamanla bunun normal olduğu bir dünyada yaşamaya alıştık. Şimdi üçüncü medyaları yeniden hatırlama zamanı. Çünkü onlar sadece ruh sağlığımızı değil; yerel ekonomiyi, dayanışmayı ve toplumun direncini de güçlendirir. Üçüncü medyalar, toplumsal hayatın gayriresmi tutkalıdır. 


Evimizden Uzaktaki Evi Nasıl Buluruz?

 Eskiden, şehrimizdeki tiyatroda buluşurduk arkadaşlarımla. “Lüküs Hayat” söyler, repliklerimizi ezberler, hatta bazen senaryoya küçük değişiklikler yapardık. Tiyatronun kafesinde çalışanla arkadaşlık kurar, oyuncularla tanışır ve onlardan tavsiye alırdık. 

 Lisede ise kütüphanelerde bir araya gelir, farklı okullardan arkadaşlarla tanışırdık. Beraber ders çalışır, sınav dönemlerinde notlarımızı paylaşırdık. Birimiz yemek getirir, ders aralarında sohbet eşliğinde dinlenirdik.

 Bir gün her şeyin dijitalleşmesiyle o günler bazen bir rüya gibi geliyor. Belki size de öyledir. Oysaki biliyorum, o tiyatro hala orada. Gitsem çayımı alır, o hafta sahnelenen oyunları inceleyebilirim. Belki orada konuşacak birkaç kişi bile vardır. Ama eskisi gibi olur mu, orasını bilmiyorum.

 Bize, evimizden uzakta ama evimiz gibi hissettiren alanlar gerekiyor. Arkadaşlarımızla buluşmak, ailelerimizle kutlamalar yapmak ya da tek başımıza bir çay içip dünyayı izlemek için… 

Belki de bunca kalabalığın içinde yalnız hissetme sorunumuzun çözümü, burada bizi bekleyen anılardır…