Blog'a Dön

Hayatın Artı Tarafı & Pozitif Psikolojiye Bir Yolculuk

 Hayat bazen öyle geliyor ki; gün içinde kaç kez “Of yeter artık,” dediğimizi ya da “Bu kadar da şanssızlık olmaz,” diye iç geçirdiğimizi fark ediyoruz. Bildirimler üst üste geliyor, durmuyor ve bir türlü sessize alamıyoruz. Tam da o anda aklıma geliyor: İyi hissetmek sadece kötü hissetmemek midir?

 İşte tam bu noktada pozitif psikoloji devreye giriyor. Bu alan kulağa klişe gelebilir ama öyle değil. Çünkü sadece “her zaman mutlu olalım” demiyor; “nasıl daha iyi yaşayabiliriz?” diye soruyor. Yani bir tür “hayatı artıya geçirme bilimidir.”

 

Pozitif Psikoloji Nedir, Ne Değildir?

 

 Geleneksel psikoloji çoğu zaman şöyle sorar: “Sorun ne?”, “Nerede yanlış yaptık?” Pozitif psikoloji ise sorununun yönünü biraz değiştirip şöyle sorar: “Neyi iyi yapıyoruz?”, “Bunu nasıl sürdürebiliriz?”

 Bir benzetme yapacak olursam: Bir arabayı sürekli tamir etmek yerine bazen “Bu araba en verimli şekilde nasıl gider?”, “Hangi yolda en güzel manzarayı görürüz?” diye sormak gerekir. Yani pozitif psikoloji “sorun yoksa iyiyiz” demek değildir. Tam tersi yalnızca “normal” olmakla yetinmeyip “daha doyumlu, anlamlı, güçlü” olmanın yollarını araştırır.

 Ama bu alanın “her şeyin iyi yanına bakalım ve sorunları boş verelim” gibi bir Pollyanna hali olmadığına dikkat etmek gerekir. Pozitif psikoloji, göğe bakarken yerdeki taşı görmezden gelmez, hatta o taşın ne işe yarayabileceğini bile merak eder.

 

Bu fikir nereden çıktı?

 

 Pozitif psikolojinin temeli 1990’ların sonu, 2000’lerin başına kadar uzanıyor. Martin Seligman, meşhur cümlesinde şöyle dedi: “Psikoloji sadece hastalıkları değil, iyi oluşu da incelemeli.” Ve bence haklıydı. Çünkü şunu düşünmeliyiz: Bir insanın depresyonda olmaması gerçekten mutlu olduğu anlamına gelir mi? Seligman ve arkadaşları için mesele yalnızca dibe vurmamak değil, yukarı çıkmanın ve iyi olmanın yollarını keşfetmekti.

 Bugün, pozitif psikoloji zaman zaman “mutluluk bilimi” olarak anılıyor. Elbette eleştirenleri de var; bazıları “fazla iyimserlik gerçekleri örter” diyor. Ancak mesele “her şeyi pozitif görmek” değil, olumsuzluklarla birlikte güçlü yanları da aynı sahnede tutabilmektedir. Hayat da zaten böyle değil midir?

 

Pozitif Psikoloji Nelere Odaklanır?

 

 Bu, işin en keyifli kısmı bana göre. Pozitif psikoloji sadece bireyi değil, toplumu da daha iyi hale getirmeye çalışır. Öne çıkan bazı konulardan bahsedecek olursak:

 - Güçlü yanlar ve erdemler: Cesaret, şefkat, sabır, yaratıcılık… bunlar sadece “karakter özellikleri” değildir, aslında hayatı taşıran küçük direklerdir.

- İyi oluş hali: “Hasta değilim” demek yetmiyor. “Kendimi iyi hissediyorum, hayatımdan memnunum” diyebilmek önemlidir.

- Pozitif duygular: Umut, neşe, minnettarlık. Bunlar “boş hisler” değil, psikolojik dayanıklılığımızın yakıtıdır.

- Akış: Hani bir işe dalarsın da “zaman nasıl geçti anlamadım,” dersin, işte o andır.

- Anlam ve amaç: Yaptığın şeyin nedenini hissetmek. Sabah kalktığında “Bugün niye kalktım?” sorusuna içten bir cevabın olmasıdır.

- Sağlıklı ilişkiler: İyi oluş tek kişilik bir oyun değildir; çevremiz, ilişkilerimiz de bu işin içindedir.


PERMA MODELİ

 Hepimiz daha anlamlı, doyumlu ve dengeli bir yaşamın peşindeyiz. Pozitif psikolojinin merkezinde yer alan PERMA modeli, bu yolculukta bir pusula görevi görür. Gelin, bu güçlü modeli birlikte keşfedelim.


 Seligman tarafından ortaya konan model pozitif Psikolojinin en dinamik ve uygulamaya açık modellerinden birdir. Türkçede:

- *“P = Pozitif Duygular (Positive Emotions)”,

- *“E = Akış/Katılım (Engagement)”,

- *“R = İlişkiler (Relationships)”,

- *“M = Anlam (Meaning)”,

- *“A = Başarı / Kazanım (Accomplishment)”*

olarak geçer. 


 Seligman’a göre, bu beş unsur sıklıkla birlikte bulunur. Ancak her biri kendi başına da iyi oluşa katkıda bulunabilir. 

1. Pozitif Duygular (P): Küçük sevinçleri fark edebilmektir. Bir kahve kokusuyla bile yüzünün gülmesidir mesela. Pozitif duygular iyi oluşun süsü değil, tekerlekleridir. Her şey mükemmel olmasa da içinden “şükür” diyebilmektir bazen.

2. Akış / Katılım (E): Zamanın nasıl geçtiğini anlayamayacak kadar bir işe kaptırmaktır kendini. Dikkatin, yeteneğin ve tutkun aynı çizgide buluşur. O anlarda geçmiş ya da gelecek yoktur, sadece ‘şimdi’ vardır ve bu tam anlamıyla zihinsel bir dans gibidir.

3. İlişkiler (R): Destekleyici, güvenli, anlamlı etkileşimler kurmak. Yalnız olmamak, bağlanmak. İyi oluş tek başına yaşanan bir şey değildir. Bir “nasılsın?” mesajı, içten bir kahkaha, sımsıcak bir sarılma… Gerçek bağlar ruhumuzun deposunu doldurur. Çünkü insan, insanla iyileşir.

4. Anlam (M): Kendinden daha büyük bir şeye ait hissetmektir. “Niye buradayım?” sorusuna içten gelen, seni yönlendiren bir cevap bulmaktır. Her sabah kalktığında “Bugün neden kalktım?” sorusuna içten bir cevabın olmasıdır. Yaptığın şeyin senden büyük bir şeye hizmet ettiğini hissetmektir. Anlamınız, hayatınızın bir pusula gibi yönlendirir.

5. Başarı / Kazanım (A): Bir hedef koymak, onun için adım adım ilerlemek, sonunda “başardım” diyebilmektir. Ama burada mesele sadece sonuç değildir, yolda kalabilme gücüdür. Çünkü bazen sadece pes etmemek de kazançtır.

 

Meraklısına Duyurulur:

 Bu modelin Türkiye’de uyarlamaları ve araştırmaları da mevcut. Bu konuda yapılan akademik araştırmalara göz atmak isterseniz aşağıdaki kaynaklar ilginizi çekebilir.

Örneğin Seligman’dan “İyi Oluşa Farklı Bir Bakış: PERMA Modeli” başlıklı makale, bu beş bileşenin yapı taşlarını ve iyi oluşa katkılarını ele alıyor.  Ayrıca üniversite öğrencileri üzerinde yapılan bir çalışmada pozitif psikoloji eğitiminin PERMA çerçevesindeki iyi oluşu artırdığı bulunmuş. 


 Peki, pozitif psikoloji öğretilerini günlük hayatımıza nasıl entegre edebiliriz? 

 Gelin, birlikte birkaç küçük ama etkili örneğe bakalım:

 Sabah gözünü açtığında “Bugün şükredebileceğim üç şey bulayım,” dediğinde aslında minnettarlık pratiği yapmış oluyorsun.

 Arkadaş grubunda sadece “Bugün ne kötü geçti,” yerine “Bugün beni gülümseten ne oldu?” diye sormak da pozitif psikolojinin bir yansımasıdır.

 Bir işe öyle dalıp gidiyorsun ki zaman sanki senden izin almadan geçiyor: İşte bu, akışta olma hâlidir. 

 Birine içten bir teşekkür etmek ya da uzun zamandır aramadığın birini arayıp hâlini sormak da pozitif duyguları besleyen küçük ama anlamlı adımlardır.

 Aynaya bakıp kendine “Bugün elinden geleni yaptın,” demek, öz-şefkatin en sade hâlidir.

 Ve bazen “Ben neden bunları yapıyorum?” diye kendini sorgulamak bile pozitif psikolojinin bir parçasıdır çünkü anlam, bazen sorunun tam ortasında parlayan küçücük bir “nedendir.”

 

Pozitif Psikoloji Neden Değerlidir?

 Hayat, sadece kötü hissetmemek için yaşanamayacak kadar kısadır. İyi yaşamak, fırtınasız bir deniz bulmak değil; dalgaların arasında dengeyi hissedebilmektir. Sadece sorunlarla başa çıkmak yetmez, elimizde olanla iyi hissetmenin yollarını bulmak da gerekiyor. Ve işin güzel tarafı şu ki: Bu sadece güzel sözlerle değil, bilimle desteklenen bir alandır. Yani “şükret, gül, iyi düşün” demiyor; bunları yaptığında neden daha iyi hissettiğini araştırıyor. Kısacası pozitif psikoloji kusursuz bir hayat vadetmiyor ama daha *anlamlı* bir yol öneriyor. Belki de konuşmamız gereken şey tam da budur: İyi yaşamak kusursuz olmak değil, içindeki artı tarafı fark edebilmektir.

 

- Öğrenilmiş İyimserlik

 Olumsuz durumlarla karşılaştığımızda “bu hep böyle olacak”, “ben başarısızım” gibi düşüncelere kapılabiliriz. Bu kavram, Martin Seligman’ın geliştirdiği ve bu yorumlama biçimlerini değiştirerek daha umutlu bir bakış açısı kazanabileceğimizi öne süren bir psikoloji terimidir. 

 Günlük yaşamda “Ben daha iyimser düşünebilirim,” demek olumsuz bir olay olduğunda otomatik olarak “ben beceremem” düşüncesini fark edip “bu geçici bir durum” diyebilmektir.

 

- Hedonik Adaptasyon 

 Hayatımızda büyük bir iyi ya da kötü olay olduğunda başta hissettiğimiz yoğun duygu zamanla azalabilir. Bu durumu tanımlayan terim hedonik adaptasyondur: Mutluluk ya da memnuniyet seviyemizdeki değişikliklerden sonra tekrar eski normal seviyemize doğru dönebilir. 

 Günlük yaşamda: “Yeni güzel bir şey aldım, çok mutluyum; ama zamanla bu mutluluk biraz azaldı” diye düşündüğün an, işte bu adaptasyon sürecindesin.

 

- Tadını Çıkarma

 Güzel bir an yaşadığımızda —örneğin keyifli bir sohbet, doğada kısa bir yürüyüş, sevdiğimiz bir müzik— o anın farkına varıp onu bilinçli olarak uzatmak, hafızada canlı tutmak bu kavramın içindedir. “Güzellik geçip gitmesin, ben bunu hissedeyim” demektir. 

 Günlük yaşamda: “Bu an güzel, hemen geçmesin” deyip bir saniye durmak ve “evet, şu an iyiyim” diyebilmek.

 

Berra Mahken’den okuyucuya son söz:

 Zorluklar, hayal kırıklıkları, stresler yaşadığımız sürece hep olacak. Ama bunlar olurken “Kendimi nasıl daha iyi hissedebilirim?” diye sormayı unutmadığımız anda, işte tam orada pozitif psikoloji başlar. Ve en güzel tarafı, bunun için laboratuvar deneylerine değil sadece biraz farkındalığa, biraz da meraka ihtiyacımız var.

 

Empat’la Düşün: Farkındalık Etkinliği

 Pozitif psikoloji bize şunu hatırlatıyor: Kendini tanımanın yolu bazen büyük keşiflerden değil, küçük farkındalıklardan geçer.

Şimdi bir an dur.

Derin bir nefes al.

İstersen düşünmek için gözlerini kapat.

Ve şu cümleyi içinden geldiği gibi tamamla:


“Ben en çok … yaparken dışarıdaki sesleri unutup kendimi akışta hissederim.” 


 Belki resim yaparken, müzik dinlerken, yürürken, yemek pişirirken ya da sadece biriyle güzel bir sohbetin ortasındayken… ne olduğu fark etmez. Orası *senin* akış alanın. Kendini zamandan beklentiden, yargılardan kurtardığın yer. İstersen bu cümleyi yaz. İstersen sadece düşün. Ama bir gün yine kendini kaybolmuş hissedersen, o cümleyi hatırla…

Çünkü pozitif psikoloji tam da orada, senin kendini bulduğun yerde başlar.